ein Bild ein Bild ein Bild ein Bild
   
  YURDUM ARMUTLU
  Anılarımız-1
 


HİHAYELER






 
      ALMANCI AHMET- Sanırım 1967 veya 1968 yıllarıydı, sonbaharın sonları ya da kış yeni başlamıştı. Camiye yakın köy meydanında bir jeep çamurlara bata çıka gidiyor, daha doğrusu gitmeye çalışıyor, bizde 8-10 yaşlarında 20 civarında çocuk, jeepin peşinden çamura bata çıka koşuyorduk. Jeep bu arada yerden öyle çamurlar savuruyordu ki yaklaştıkça tepeden tırnağa çamura bulanıyorduk. Hatırlamıyorum ama mutlaka bu nedenle evden dayak yemişizdir. Jeep zaman zaman çamura gömülüyor, o zamanda biz yetişip itmeye çalışıyorduk. Muhetemeln çocuklar olarak , traktör dışında ilk kez gördüğümüz 4 tekerlekli motorlu araç “Almancı Ahmet’in” jeepiydi. Aklımdaki ilk “Almancı Ahmet “ hayali böyle kalmış. HerhaldeAvrupa ülkelerine çalışmaya giden ilklerdendi.
      Gerçekten Almanya’ya mı gitmişti, bilmiyorum. O zamanlar yurt dışına çalışmaya giden herkese, hangi ülkeye giderse gitsin Almancı denirdi. O dönemde askerlik dışında çoğu köylümüz insanının Aksaray haricinde başka bir şehir görmediğini düşünürsek, “Almancı Ahmet “in Almanyalara gidip jeeple dönmesinin önemini daha iyi anlayabiliriz. Sanırım o kendi ölçeğinde elindekilerle yetinmeyen, içinde bulunduğu koşulları değiştirmeye çalışan, hep daha iyiyi arayan öncülerdendi. .       Kendisini çok fazla tanımam, sonradan 1982 yılında İskenderunda bir kez karşılaştım. İskenderun Demir Çelik’te çalışan epey köylümüz vardı, onların yanına gelmiş. Bende o dönemde, orada yedek subaydım bana da uğradı. Yeni evlenmiştim o zaman, herhalde o nedenle olacak, akşam bize giderken eli boş gelmemek için bir ekmek kutusu aldı ve iyi de olmuştu hani, evde fazla bir eşyamız yoktu. O kutu benimle birlikte epey şehir dolaştı en son Didimdeki yazlığa götürmüştüm, geçen yıla kadar orada duruyor ve hala kullanıyorduk. Geçen yıl kış döneminde yaptığımız tamiratta ustalar yağmurun altına bırakınca kullanılamaz hale gelmiş ve maalesef atmak zorunda kaldık. Üst kısmı TV’ye ayrılmış, altını da kitaplık yaptığımız küçük bir vitrinimiz vardı. TV bölümü boştu ama kitaplık kısmında 15-20 adet benim üniversiteki okul kitaplarımda dâhil, roman vs. ‘den oluşmuş çeşitli kitaplar vardı. O dönem 12 Eylül baskısının en yoğun olduğu dönemlerdi ve bende herkes gibi mevcut kitaplarımın kimsini bahçeye gömmüş (sonra onlara noldu hatırlamıyorum) kimsisini de yakmıştım. O nedenle siyasi bir kitap olma ihtimali hiç yoktu. Kitapları inceledi bir süre, sonra bana döndü “kitaplarınızın olması iyi güzelde ben burada hiç dini kitap göremedim” dedi. Ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum şimdi.
     Sonra bir daha hiç görmedim kendisini. O sıradan olmayan, sıradanlığı kabul etmeyen, kabuğunu kırmaya çalışan bir öncüydü, yenilikçiydi sanırım. Onsuz Armutlu epey eksik kalırdı. Toprağı bol olsun, ışıklar içinde yatsın. Diğer yakın tarihte kaybettiklerimiz Baydar, Yıldız ve Ata ailelerine baş sağlığı dileklerimi iletiyorum. Işıklar içinde yatsınlar. Her ölüm biraz erkendir ama özellikle trafik kazaları vb. nedenlerle hiç beklenilmeyen zamanlarda meydana gelenlerin acısı, tahribatı daha bir derindir.
     Hani büyük halk ozanı Yunus Emre’nin yüz yıllar önce dediği gibi kiminde ölüm “Gök ekini biçer gibi” vuruyor. Bu arada böyle bir ortamı hazırladıkları için, başta Ahmet Hocama, Yahya Muhtarımıza ve tüm emeği geçenlere teşekkür ederim. Oldukça emek harcanarak hazırlanmış, geliştirip, iyileştirerek sürdürüp, yaşatabilmek lazım. Selam ve saygılarımla 

  Gönderen:Mehmet Aslan / ANKARA
 



Dedem (Koca Mehmet Yılmaz) ile Şevket amca(Sevinç) arasında geçmiş bir hatıra Öncelikle şunu ifade edeyim ki;hatıraların gayesi muhatapları rencide etmek için değil bilakis,iyilikle anıp-yad etmek içindir.Allah rahmet etsin hatıranın kahramanlarının her ikisi de ebede yürümüştür. Uzun ve soğuk kış gecelerinden birinde akşam namazını camide ifa eden dedem, yatsı namazını beklemek için Şevket amcanın kahvehanesine gider.
   Hoş beşden sonra ihtiyarlığında tesiriyle uyku basar dedemi.Çay servisinde dedemi uyuklar halde gören Şevket amca hem dedeme bir yarenlik yapmak, hem de kahvehane ahalisini neşelendirmek için latife yapar.Dedem ve genetik olarak tüm aile fertleri uyurken ve normalde de ağzı açık olurlar.Bu halini gören Şevket amca değerlendirmek ister ve dedeme bakarak ve hafif yüksek sesle 'Mehmet emminin ağzına iki üç leblebi atmak gerekir' der.Uyumayan dedem de 'keşke ya' diyerek mukabele de bulunur.
   Buradan benim anladığım kıssa, karşı tarafı üzmeden ve kırmadan da latife yapılabileceğini ve fani alemde iyilikle anılmak için ölçülü davranışın ehemmiyetini öne çıkarıyor. Her iki büyüğümüzün nezdinde diğer ahirete intikal etmişlerimizi de rahmetle anıyor, iyilikle yad ediyorum. Hürmetler
...

Gönderen: Nizamettin Yilmaz/ALMANYA

 



      Okul tatilinde yaz günlerini köyde geçirmek ve özellikle yaylada geçirmek inanılmaz haz verirdi.Yukarı Döllük yaylası dedemlerin yaylasıydı.Yaylaya vardığımız da ebem bizim için önceden biriktirdiği koyun yünlerini bize verirdi ve biz onlarla çerçilerden alış-veriş yapardık
    .Merhum Hacı Musa amca da bu çerçilerden biriydi.Allah rahmet etsin,garip yaşadı garip göçüp gitti.Almaboran diye kurutulmuş elma ve diğer meyvalar meşhur çerezlerimizdi.Ebem bizim için gavutun irisi, bulgurun ufağıyla taze sütle ıslatılıp bekletilmiş tatlı hazırlardı.Bütün gün oyun ve eğlenceden sonra bitab bir halde bastırığın örtüleriyle, yere serilen döşekte açık havada mavi gök kubbenin altında,yıldızların mihmandarlığında uzun hayal yolculuğuna çıkarak uykuya dalmak ayrıcalıktı bizim için
    .Sabahleyinde ya horoz sesiyle ya da bastırığı tekrar sarma telaşındaki ev ahalisinin sesleriyle uyanıp hayata yeniden başlamak geri gelmeyecek kadar uzaklaşmış,hayalini bile zor kurduğumuz hatıralarımızdı.Süt sağımından sonra bakır tencerelerde ocak ateşinde kaynatılan sütün dibte yanması sonucu oluşan kazmık dediğimiz hafif yanımsı kokan o katmeri, şu anda imkanlar dahilin de yediğimiz çikolatalarla kıyaslamak mümkün olmasa gerek.Harman yerinde, düvenin üzerinde dönmenin bir luna parkta dönme dolaplarda dönmekle kıyaslanamayacağı gibi
   .Bunlar benim küçük dünyamdan alınmış bir kaç kareydi.Tekrar büyüklerimi rahmetle anıyor, baki güzelliklerin yaşanacağı mekanlar da buluşma temennisiyle... Hürmetler...

Gönderen:Nizamettin Yilmaz/ALMANYA


 


    
          Köyümüz de görev yapıp iz bırakan muhterem öğretmenlerimizden Fatma Özgiray ile alakalı bir hatıra.Bünyamin ve Fatma öğretmenlerimin hürmetle ellerinden öperim.Biz köyümüzde ikamet ederken Fatma hanım müsait olduğu zaman annemi ve öğrencileri ablalarımı ziyarete gelirdi.Fakat çoğu kez komşumuz Durmuş İzgi (Halil İbrahim oğlu) amcaların horozunun hışmına uğrardı. Horoz Fatma hanımı görünce ona saldırırdı.Her defasında Fatma hanım, Ali Güler amcaların avlusunun oraya gelince anneme seslenerek eve kadar refakat etmesini isterdi
 .Ben o sade günleri özlediğimi itiraf ederek, masumiyetiyle anmayı arzu ettim. Hürmetler...

Gönderen: Nizamettin Yilmaz /ALMANYA



 


        
                  
             Vefa; Anadolu yamaçlarında yetişen nadide bir çiçekti ta ki, tüm diğer güzel hasletlerimizin erozyona uğrayıp yok olmaya yüz tuttuğu bu günlere kadar!. Komşularımızdan Hüseyin Altınsoy amca ile alakalı güzelliklerden bahsetmek istiyorum. 1982-83 yıllarında Hüseyin amcanın oğuları Ali ve Cafer ile alakalı öğrencilik hatıraları.
    Diğer komşularımız gibi Hüseyin amca da bize hep koruyuculuk ve komşuluk yaptı. Okulumuz evimize yaklaşık 3 km idi, soğuk kış günleri Hüseyin amca cocuklarıyla birlikte bizleri de erkenden arabasıyla alır, önce çarşı da lokantaya (Çamlıbel) götürür, sonra da okula bırakırdı. Hatta bazen harçlık dahi verirdi. Bu bir öğrenci için unutulmaz bir durum du ve hala biz Hüseyin amca ve çocuklarıyla çok samimi dostluğumuzu devam ettiriyoruz. Allah daim etsin.
    Dostlukla alakalı anlattığı gerçek hayattan alınmış bir hikayeyi de sizinle paylaşmak istiyorum. 1950'li yıllarda Sultanhanı kasabasının meşhur Tıngırağası varmış. Kendine ait iki-üç yaylası olan bu ağa gelen yolcu ve misafirleri güzelce ağırlarmış. Bunlardan biri de Nevşehir'den gelen üzüm satıcısıymış. Bu çiftçi her sene üzüm zamanı binekleriyle (eşekleriyle) üzüm getirir orada satar ve iki-üç ayda yayla da kalır sonra memleketine dönermiş. Her defasında da memnuniyetini bildirir ve dayı dediği Tıngırağayada,kendisinin Nevşehir'e yolu düşerde gelirse çok iyi ilgileneceğini söylermiş. Bir gün Tıngırağa Nevşehir'e gider ve dayı diyen çiftçiyi bulur,fakat gereken alakayı göremez. Ağa alttan alır bir şey olmamış gibi davranır ve işi bitince yaylaya geri gelir. Yeni sezonda çiftçi yeğen tekrar gelir. Tıngırağa çiftçi yeğenine bir ders vermek ister;yeğen der, bizim yaylalara kurt dadandı.Sen iyi bir avcı olduğundan bahsederdin, bir hal çaresine baksan.Çiftçi yeğen tabi der ve gece kurt avına çıkarlar.
  Tıngırağa gündüzden çiftçinin bineklerini yaylanın farklı yerlerine bağlatır ve gece olunca ha burada ha şurada diyerek karanlıkta kurt diye bineklerini çiftçinin kendisine vurdurur. Tıngırağa gidip bakalım yeğen ve giderler, çiftçi baksa hepsi kendi binekleri. Üzülür, Tıngırağa şu manalı söyler;hayırdır yeğen, Nevşehir'de dayını, yaylada da bineklerini tanımiyorsun bu nasıl iş der ve dersini verir. Sonra binekleri öder ve çiftçiye kapısının her zaman açık olduğunu söyler. Vefa, vefalı olanlar için bir mana taşır. Hürmetler...

Gönderen:Nizamettin Yilmaz/ALMANYA
  
 
 
     
Geçenlerde vefat eden -mekanı cennet olsun- Sevgili Ahmet Amca (BİLGİÇ) ile ilgili bir hatıra anlatacağım. Bu anlattığımı sadece duydum yanlış varsa düzeltilsin. Ahmet Amca'nın oğullarından (kuzenlerimdir çok severim hepsini) Halit, Ramazan ve Servet sürekli top oynarlarmış. Top oynadıkları yer de Çataltömbüdeki saha hala var. Zannedersem 83 ya da 84 lü yıllar da. Hatta o zamanlar köyümüz de bir futbol takımı da var ve fotoğrafı sitemizde mevcut. Çocuklar sürekli top oynamaya gidince tabiki evdeki işler kalıyor. Ahmet Amca bu duruma çok sinirlenirmiş. Birgün traktörün arkasına pulluğu takmış ve gidip çocukların sürekli top oynadıkları sahayı sürmüş. Aynı sahayı Nazifi Amca'nın da (Nazifi YILDIZ) sürdüğü rivayet olunur. Herkese selamlar...
Gönderen: Hasim Dag/Sanliurfa

 
  

 


     
           
Yaz tatilinde sıla-i rahim yapmak, doğup büyüdüğümüz topraklarla hemhal olmak için gittiğimiz, eşsiz güzelliklerle bezenmiş Anadolumuzun bağrındaki memleketimizde Mustafa Dağ (sucu) ile alakalı bir hatıramı paylaşmak istiyorum. Alış-veriş için gittiğim çarşıda arabamı Mustafa beyin işyerinin önünde bir yere park ettim ve arabanın anahtarını da Mustafa beye bıraktım her ihtimale karşı. İşim bitince geldim, fakat Mustafa bey işyerinde yoktu.Arabaya baktım,hava çok sıcak olmasına rağmen o arabanın içinde oturuyordu ve gözleri yaşlı ağlıyordu.
     Kapıyı açtığımda merakımı nihayete erdiren durumu anladım. Arabanın müzik çalarında Fatih Kısaparmak'ın cd'si vardı ve çalan parça da 'O benim babam' şarkısı idi. Mustafa beyin babası da bizim hepimizin babası gibi türlü sıkıntılarla mücadele etmiş,tam rahatlayacağı bir zaman aramızdan ayrılmıştı.Şarkıda bahsedilen tüm vasıfların tamamının ve hatta evlat yönüyle iki katına sahip oluşu, o an ki halet-i ruhiyesi itibarıyla bir evlat olarak Mustafa beyi çok etkilemiş ve hüzne gark etmişti.İşte
    Anadolulu oluşun şiarlarından olan babaya-ataya saygı ve onlar için gözyaşı dökebilme böyle bir fazilet olsa gerek.Bütün babasından ve anasından her hangi bir vesileyle ayrı düşmüşlere Mustafa beyin nezdinde ithaf olunur.Hürmetler...

Gönderen: Nizamettin Yilmaz/Almanya


  

 
 
 
     
           
            Orta okul yılalrımızdan bir yaşanmış olay; Çok varda başlangıcınını yazayım. Ben 1967 yılında Armutlu ilk okulunu bitirdim. O yıllarda bildiğiniz gibi Orta okul yok Armutlu'da. 2 yıl sonra Mehmet (kardeşim) ilk okulu bitirdi. babam ve dayım (İsmail Bozkurt) konuştular. Ben Yahya ve Mehmet Taşpınar'da Orta okulda okuyacagız. Elif yengemin (İsmail Dayımın hanımı, Yahya ve Ahmetin Annesi) Elif "Cicimin " O yıllarda öyle denirdi" 
    Taşpınar'da akrabası var onun evini kiraya tuttuk. Tahmin edersiniz evde elektrik ve su yok. Gaz lamabasında ders çalışıyoruz. Tüple çalışan ocakda yok tabiki. Pompalı Gaz ocagında 3 çocuk yemek yapıyoruz. Nasıl yapacaksak hayal edin işte!!! Ben, Mehmet ve Yahya, hem okumaya çalışıyoruz hemde kendi yemeklerimizi yapmaya. Yemek menümüz, her hafta köyden getirdiğimiz yufka ekmek,Bulgur pilavı arada köyden getirebilirsek patates yemegi.


Gönderen: Esvet 
Aslan / İstanbul                  

Siteye epeydir giremiyordum.Öncelikle dayımın (İsmail BOZKURT) ölüm yıldönümünü kaçırmışım.Tüm yakınlarına ve Armutluya birkere daha başsağlığı diliyor sevenlerine ve yakınlarına uzun ömür diliyorum.Kaza olduğunda orta okula gidiyordum,ne olduğunu öğrenmek için(şimdiki gibi telofon yok) gazete almaya evden koşa koşa gönderildiğimi hiç unutmuyorum. 01.01.1995(16 yıl önce) Buda sevgili babamı(İbrahim)kaybettiğimiz gün "YOKLUĞUNA HİÇMİ HİÇ ALIŞAMADIM" Bu yüzden her yeni yılın ilk günü ben ve ailem için buruk gecer.Yokluğu büyük eksiklik;zaman zaman bunaldığımda özlediğimde halen babamı aramak-görmek nasihat almak isterim, aydın bir insandı.Var olmamızda çok şey boçluyuz ona."NE HARAM YEDİ NE BİR CANA KIYDI EKMEK KADAR TEMİZ SU KADAR AYDI" Özlemlerle anıyor,ellerinden ellerinden öpüyorum sevgili babacığım.IŞIKLAR İÇİDE YATASIN 



                            Gönderen Hayrullah Hayri ASLAN Yaş.  46  03 ocak 2011 Ş.Koçhisar /ANKARA
  
 
 
     
           
              İlk Otomobil görüşüm: 1960 lı yıllar olmalı köyde çocuguz. Babam ve Mesut Yıldız'ın (Köyümüzün Belde olmadan Muhtarlıgını yapan eski muhtar Mesut Yıdızın) Babası ile ortak Bakkal dükkanımız var. Şimdiki belediyenin yanında. Bilenlenler bilir Kör Ömer Lakaplı Ömer hocamız vardı. (2 oğlu ve bir kızı var. Tanıyanlar bilir. Çok mütevazi insanlardı.) Ömer amcanın konya'da olan çok yakın akrabası olan birisi vardı.Akrabalık derecesini tam hatırlıyamıyorum. Arada bayramlarda Armutluya'ya gelirdi. Arabası vardı. Araba Woswagendi. O yıllarda köyde olan 2 traktörden başka motorlu araç görmeyen biz çocuklar, o araba köyden gidinceye kadar hep sabahtan akşama arabanının etrafında korkarak dururduk.
    Şimdi hatırladım. Anımda anlattıgım ve Armutluya ilk Woslwagen otomobelle gelen Köromarın kardeşi (Ömer hocanının), Sitede ilklerde yazan (konyada yaşayan) Mühendis Hakkı Yükseldi.

Gönderen: Esvet ASLAN/  İSTANBUL
 
  
 
 
     
      Şimdiye kadar sayfaya anı yazmadım çünkü kendi çalıp kendi oynamış demesinler diye bekledim anılar gelsin diye şimdi arka arkaya iki anıda benden 
 1. Hala (şimdiki deyimle kuzen) çocuklarım olan Esvet ve Mehmet abim Yahya ve ben köyde ortaokul olmadığı için Taşpınarda orta okula gidiyoruz. Yıl 1971-72 olalabilir Bu anlatığım anıda Esvet mehmet Yahya varmı şuan hartırlamıyorum ama epey çocuk varız .Biliyorsunuz TAŞPINAR'DAN ADANA E-5 yolu geçer trafik yoğun olur bizde arkadaşlarla köy dışinda yol kenarına geçer elimizdeki eski yırtık gazeteleri yoldan geçen otobüslere ve taksilere gösterirdik işaret yapardık anlayacağınız yoldan geçenlerden gazete isterdik okumak için çoğu zaman araçlardan gazeteleri atarlardı. Atmayanlarada kızardık biz koşarak o uçuşan gazeteleri kapmak için ne mücadele verirdik sonra onları toplar okumaya çalışırdık o yıllarda gazeteyi nerden bulacaksın Taşpınar'danı mümkün değil bulamazsın  gazete ancak aksarayda bulunur hoş gazete bulsak hangi para ile alacağız oda başkada
 Neyse burdan şuraya geleceğim o yıllardaki imkansızlıkları yoklukları düşünüyorumda birde buğünü ama çocukları ve gençleri anlamıyorum elleride inanılmaz olanaklar kaynaklar  interenet, bilgisayar gibi mucize aletler var. tıkla tüm gazeteler bilgiler kitaplar filmler önüne gelsin (oysa biz ve bizden öncekiler eski bir gazete,kitap  için neler yapadık) Kıskanmıyorum ama sözüm özellikle gençlere ve çocuklara bunların kıymetini bilin değerlendirin bugünleri bir daha geri getiremezsiniz saygılarımla.
   

                         Gönderen : Ahmet BOZKURT Site Yöneticisi İSTANBUL

 
 
     
 
        2.) Çocukluk yılları işte 7-8 yaşlarındayız belki dahada küçük olabilir Ekin harman zamanı biçerdöverlerin yeni çıktğı yıllar ekinler biçiliyor bizde biçerdöverlerin peşinde koşuyoruz düllük cıvarı çünkü (bizim yaylamız döllük bu arad ben o yaylada büyüdüm çocukluğumun çoğu arda geçti) kendi tarlamızda olsa başkasıda olsa takip ediyoruz. talası biçilen biçerde ve yanında çalışanlara yemek getirir ve talada yenir yaz mevsimi olduğu için en çok yenen hazır ve kolay  yemek karpuz ve peynir karpuzlar kesiler ancak tarlada nedense karpuzların kabukları hep etli kırmız kalırdı çalısanlar yemeklerini yer işlerine dönünce biz çocuklar o kabuklara dalardık bir güzel kemirirdik inanın şimdiki karpuzun kendisindende kırmızısından bile çok daha tatlı idi o tarla bitince diğerine bu böyle devam ederdi.ertesi günde çokmu görgüsüzmüşüz  bimiyorum ama köyün diğer çocuklarda böyle yapmışlardır herhalde.
  Şimdi bakıyorumda anneler babalar bir elinde elma diğerinde muz çandada çikolata çocuklara yedirmek için binbir kılığa giriyorlar çocuklarda nedense yemezler.

Gönderen: Ahmet Bozkurt Site yöneticisi/ Istanbul
               

 
 
     
   
  
               1987-89 yıllarında,eniştem Akif Bocut ile işlettiğimiz, Aksaray'ın ilklerinden sayabileceğimiz konfeksiyon imalathanemizde yaşayıp,nice seneler sonra hikmetine vakıf olduğum bir hatıramı paylaşmak istiyorum. Müşterilerimizin çoğunluğunu hemşehrilerimizin yoğun olduğu pazarcı esnafı oluşturuyordu.Salı günü, o dönem de Aksaray'ın tek pazarı idi,dolayısıyla da bizim için tahsilat günüydü.Eniştem, iş yoğunluğundan dolayı tahsilata beni gönderirdi, fakat her defasında da tam olarak işimi yapamadan geri gelirdim daha sonra eniştem tahsilatı gerçekleştirirdi. Sebebine gelince pazara varınca, müşterimiz hakkında karar verir,durumunun iyi olmadığını düşünür,kendimce makul bir sebep uydurur tahsilatı yapamadan geri dönerdim.Şu anda anlıyorum ki; ticaret her kişinin harcı değil, bu da ayrı bir Allah vergisi.Bu hatıra okuduğum bir hikayeyi canlandırdı beynimde.Özetle hikayenin kahramanı gece aracıyla yolculuk yaparken,ıssız bir yerde aracı arıza yapar.Yapacak bir şeyi yoktur,fakat uzakta bir ışık görür ümitlenir.Oraya doğru yürümeye başlar,yolda aklına ya adam kapıyı açmazsa, açsa da yardım etmezse diye düşünürken ön yargılarının kurbanı olur ve gitmekten vazgeçer.Sabaha kadar bekleyen kahramanımız önyargısının tesiriyle zor bir gece geçirir.
  Önyargılarımızla hareket ettiğimizde bir adım bile ileriye gidemeyeceğimize güzel bir örnek teşkil eden bu hikaye benim için bir ikaz edici oldu.Hürmetler...


Gönderen: Nizamettin Yilmaz / ALMANYA
 
 
 
     
   
        Tekstil işi yaptığımız dönemde,ben bir yıl da dolmuşculuk yaptım.Kendi ikamet ettiğimiz mahallenin dolmuş hattıydı burası ve o dönemde sadece dört tane dolmuş çalışıyordu bu hatta.Benimle birlikte üçü bizim köylü, diğeri de Eskil kasabasından Cafer amcaydı ve kendisi de o dönemde mahalle muhtarıydı.Bu hatıra da onunla ,Şakir Özcan amca ve benim aramda gelişmiş bir olaydı.Cafer amcanın aracının taşıma ruhsatı 10 kişilikti,bizimkisi ise 14 kişilikti.Bazen istihap haddinden fazla yolcu alırdık.Belirli günler de trafik zabıtası rutin kontrolünü yapar,gerekli ceza-i muideleri uygulardı.Her defasında da bana isabet ederdi.Trafik zabıtası amiri Eskil kasabasındandı ve Cafer amcanın da akrabasıymış.Ödemek zorunda kaldığım cezalar beni bezdirmişti ve bir kasıt olduğu düşüncesi oluşturmuştu bende.Ve haklı da çıkmıştım ve bende bu durumu belediyenin yetkili mercilerine şikayet etmiştim.Şikayeti öğrenen Cafer amca, sabah ilk seferimde çarşıda yolcular ayrıldıktan sonra elinde bir sopayla beni dövmeye geliyor.O dönemde yakınlarda ikamet eden Şakir amca olaya şahit oluyor ve Cafer amcanın elinden sopayı alarak 'bana dokunması halinde karşısında onu göreceğini'söyleyerek beni dayaktan kurtarıyor ve bir köylümüz ve büyüğümüz olarak üzerine düşeni yapıyordu.Teşekkürler Şakir amca, Cafer amcaya da hakkımı helal ettiğimi ifade ederim.Hürmetler...

Gönderen: Nizamettin YILMAZ / ALMANYA


 
 
     
   

              Benim ve rahmetli babanim bir anisini paylasmak istiyorum yil 1987 babam ve ben izmire calismaya gidiyorduk ilk defa köyden cikiyordum izmire vardim cok sasirdim ucu bucagi belli olmayan bir yerdi babamin askerlik yaptigi yere gitti beraber neyse sonra bir yere gittik orada adem asalı gördük ( ETEM ASAL'IN OGLU )onun bir kac gün misafiri olduk sonra bir insaatta basladik ben babam ve nizamettin abi nizamettin ucar bir kac ay calistik tabiki ben o yillarda sigara iciyorum babam dediki bana sigarayi birak bende dedim tamam birakiyim ama bir sartım var söyle dedi bana o zamanlar kaset calar vardi cep icin ondan alirsan birakirim dedim oda dediki bakalim onu üzerine ben sigara icmedim sonra zaman geldi köye gidecegiz nizamettin abi sabah cikti bizde aksam babamla babam bana dediki sen istasyonda beklede ben birseyler aliyim kardeslerine dedi bende dedimki benim kaset calarimi unutma tamammi dedim babamda tamam sonra babam geldi sordum aldinmi dediki cok pahali paramiz yok sonra aliyim dedi hic seslenmedeim ve yolculuk icin tirene bindik baba hemen uyudu bende kizginimya hani kendimce babam uyuyunca cebinden sigarasini alip tüm paketi bitirene kadar ictim sonra babam uyandi cebine bakti sigarasi yok bana sordu sigarami gördünmü bende söyle dedim onlar uctu bile babam sordu nasil ben ictim hepsinde neden dedi sinirlendimde dedim babam bana sadece dediki esek oglu esek köyde sana sorarim dedi ve öyle kapandi kaldi simdi anliyorum sigaranin nasil kötü birsey oldugunu ama cocuklukta.
Gönderen: Esref Kilinc / ALMANYA
 
 
     
        Yıl 1984 veya 1985 tam hatirliyamiyorum o yillarda rahmetli babam (ibrahim kilic)maddi durumu iyi olmadigi icin beni gümüslügü yaylasina kuzu cobani vermisti mehmet(mehmet tosun) dedenin kuzularina bakacaktim ama sabah günes dogmadan kuzulari cikarmam gerekirken ben yatiyordum mehmet dede kendisi kuzulari cikariyordu sabah günes dogunca fatma nine beni kaldiriyordu bana kahvalti hazirlayip karnimi güzelcene doyuruyor sonra ben gidiyordum mehmet dede eve geliyordu sabah kahvaltıda hergün yagda yumurta yapiyordu ama ben utaniyordum ben kuzu otlatmaya gitmistim yani aylik lan calisan biri o saatlere kadar yatiyor sonrada güzel bir kahvaltiyla karsilasiyor ben cobanmiydim yoksa o evin evladimi bilemiyordum neyse öyleyin koyunlarin sagim vakti gelince halam ve arzu yenge yardim etmemi isterlerdi koyunlari yakalayalim sagalimyada cocuklara bak evde günesde kalmasinlar diye fatma nine ise kizardi geç içeri uyu dinlen diye ama olmuyordu işte bakti olacak gibi degil beni kuzudan gelince esege bindirir köye gönderirdi git gez gel kuzularin aksam otlatma vaktine gel gec kalirsanda fark etmez deden götürür kuzuları sen sonra gidersin derdi simdi ikiside rahmetli oldu allah ikisindedende razi olsun mekanlari cennet olsun ikisininde insallah haklarini bana helal ederler o yillari hic unutulmuyor iyilikleri hala düsünüyorum ben oraya çobanmI gittim yoksa evlatmi bilmiyorum.


  Gönderen: Esref Kilinc / ALMANYA
               
                           

 
 
     
 
    Rahmetli Durmuş Asal abi ile 1988 senesinin Ramazan ayında yaşadığımız bir hatıram. Durmuş abi,çok samimi, sakin ve büyüğüne çok itaatkar birisiydi hafızamda bıraktığı iziyle; çünkü birlikte onbeş-yirmi gün mesaimiz olmuştu bütün bu vasıflarını teyyit edecek kadar. Allah firdevsiyle ve Cemaliyle sevindirsin. Ahmet Asal abi tekstil imalatı yapıyordu o dönemde, Ramazan'da pazarlara çıkıp perakende satış yapmaya karar vermişlerdi ve bu işi iki çırak, Durmuş abi ve ben bizim dolmuşla yapacaktık.     Güzergahımızda Bor, Niğde, Çiftlik, Kulu, Şereflikoçhisar, Ağaçören, Ortaköy, Balcı, o istikametteki köyler ve Nevşehir'de nihayete erdirmekti. Gündüz pazara tezgah açıyoruz ve akşamda bir telaş iftar yapıyoruz, Allah razı olsun aşçımız tabiki Durmuş abi. Her şey güzel, fakat bilemiyorum neden ben Durmuş abiye kırk dereden su getirtiyorum. O, o kadar mülayım ki; hiç yüksünmüyor, kızmıyor ve istediklerimi yapmaya çalışıyordu. Bunlar bilmemenin, bilememenin tesiriyle, negatif düşüncenin neticesi, enaniyetimden kaynaklanan, kaprisli isteklerimdi; düşünüyorum başka izahı yok bunların. Şimdi düşünüyorum da Durmuş abi, o Ramazan'ı tüm uzuvlarıyla idrak etmiş, Efendimizin (s.a.v.) tarifine uygun oruçlu bir mü'min olmuştu. Durmuş abi affetmiştir inşaallah, ama O öyle geniş sineliydi ki, Rabb'imizin Afüv esma-i hüsnasının tecellisi vardı o güzel simasında. Mekanı cennet olsun, bu hatıra da benim için hem bir itiraf hem de bir tevbe, inabe hüviyeti ihtiva etsin. Hürmetler. 


Gönderen: Nizamettin Yilmaz / ALMANYA
        
           
 
 
 
        
                               
          İsmet öğretmen- İsmet Güneş; İlkokul 1. Sınıfta öğretmenimdi, o  aynı zamanda okul müdiridi sanırım. Olduka 0 değişik bir öğretmendi. Tıpkı filmlerdeki Cumhuriyet karşıtı öğretmenleri gibi, kendisini hep eli sopalı olarak hatırlıyorum. Ders işlerken, elinde sınıfın her yerine oturduğu yerden ulaşabileceği uzun bir sopası olur ve o sopayı da sık sık kullanmaktan sakınmazdı. Yeni okuma yazmayı söksekde, o elinde meşhur sopasıyla masasına oturur, bizlere sırasıyla kitaptan bölümler okuturdu. Sopa havada başımızın üzerinde gezinir her yanlışımızda hızla hedefine inerdi. Diğer öğretmenlerle de sorunları vardı. Ne öğrencilere, nede öğretmenlere top oynatmazdı,  top patlattığını, hatta başka bir öğretmenin bisiklet (motosiklette olabilir) lastiğini de kestiğini hatırlıyorum. oğlu bayram ile aynı sınıfta idik. Bayram babasından çok korkardı, babası sınıfa girince çocuk  o zaman masanın altına saklanırdı.  İsmet ğretmen- Köyde nurcu olarak bilinirdi ve o nedenlede (1965’ler) sanırım bu nedenle göz altına alınmıştı. Bu olayla ilgili aramızda şöyle bir olay anlatılırdı  . Jandarma yakalamış ve ellerini zincirleyerek götürmek istemiş. Hoca bir “Allah Hu..” çekmiş ve anında zincirleri kırıp, ortadan yok olarak Jandarmanın elinden kurtulmuş. Bu gözaltına alınmasının altında sanırım o dönemde köyde yaşanan süleymencı-Nurcu gerginliğinin etkisi olmuştur. 2 yıl aynı dönemde köyde uzun yıllar öğretmenlik yapmış olan ve İsmet Güneş;’ten sonra okul müdürüde olan İsmet Öğütücü eşimin dayısı olur) hocamızla ilgili o da benzer şeyler söyledi. Birde İsmet Güneş; ile ilgili olarak, benim algılamamdan farklı olarak oldukça olumlu şeyler söyledi. (Demek ki biz o günlerde sopalardan fazla yılmışız). İnanmış,  iyi bir öğretmen olduğunu, o dömemde süleymancı-Nurcu gerginliğinde zaman zaman hocanın taraflarca kullanıldığını, ayrıca ailevi bir takım sorunları olduğundan bahsetti. 3-4-5. Sınıflarda öğretmenim olan İsmet öğretmen Taşpınar’a ortaokula gitmemiz konusunda babamı yönledirmesi belki hayatımızın akışını değiştirmiştir. Öğretmenler günü nedeniyle de kendisini saygı ve minnetle anıyor, sağlıklı nice yıllar diliyorum.


Gönderen : Mehmet Aslan / ANKARA
   
              
 
 
 
 
  Mehmet Asal
28 Nisan 2010 19:19 Şehir: istanbul Yaş: 35

Gurbetten bütün hemşerilerime selamlar. Eskiden yaz aylarında hemen hemen herkes obalara göçerlerdi. Bütün bir yaz obalarda konaklanıp sonbahar aylarında köye dönülürdü. O yaz ayında köye arasıra temel ihtiyaçlar için veya Aksaraya gitmek için gidilirdi. Obada yaşamak çok güzeldi ama arasıra köye gitmek bambaşka bir duygu idi. Ben köye gittiğim zaman sanki Şehre inmiş kadar mutlu oluyordum.... ALLAH dedem Mustafa Yıldıza gani gani RAHMET eylesin bu duyguları bana yaşattı...Hala o kuş yuvalarındaki yumurtaları topladığımı çok iyi hatırlıyorum. Evet bu aralar herkes yağlamaç konuşuyor o zamanlar yağlamaç ve yumurta ne kadar kıymetliydi... şimdi biz yapmıyoruz ama o zaman yağlamaçın kokusu insanın burnuna koktuğu zaman insan acıkıyordu... Fatma ebemin yumurtalarını azmı araklamamıştım...Onunda ellerinden öpüyorum... Hele o düğünlere gitmek ne kadarda eğlenceliydi... Belki o günler geri gelmiyecek ama benim anılarım hiç bir zaman hafızamdan silinmeyecek.. Şimdide düğünler oluyor.... ama o zaman ki gibi içten sevinç olmuyor.. şimdide yağlamaç yumurta bulmak çok kolay ama o yoksullukta yağlamaç yumurta o kadar lezzetliydiki.. şimdi sanmıyorum aynı duygu olsun.. Umarım bu site anılarımızın dolup taştığı yer olacak... tekrar bu sitenin yapımında emeği geçenlere çok çok teşekkür ediyorum. Ben bir kaç gündür bu defteri okuyorum mübtelası olmaya başladım...
 
 

Esvet ASLAN 06 Ekim 2010 21:20 Şehir: İstanbul Yaş: 54

Ben 1966-67 yılında Armutlu ilk okulundan mezun oldum. Köyde Ortaokul olmadığından ilk 2 yıl Ortaokula başlayamadım. 1969-70 ögretim yılında kardeşimde aynı okuldan mezun olunca, Taşpınar Orta okuluna kayıt olduk, Herkesin tanıdığı Mahallemizin Muhtarı Yahya BOZKURT ve biz 2 kardeş Taşpınar'da kiralık bir evde okumaya başladık. Daha sonraki yıl sitemizin Kurucusu Ahmet BOZKURT'da bize katıldı. Elektriğin, suyun olmadığı tuvaletinin 20 metre uzakta (geceleri karanlık olduğundan korkudan gidemedimiz yer) olduğu bir evde. 4 çocuk, sadece bulgur pilavı yufka ekmekle beslen Ayrıca vede en önemlisi ulaşım sorunuydu. Çünki eve gelecek paramız yoktu. Haftalık harçılığımız 2,5 liraydı. Cuma günü saat 14;30'da okul bittiğinde Taşpınar armutlu arasında toprak yoldan yaya olarak yürüyerek köye geliyorduk. Bu yol şimdi köye su verilen deponun oradan taşpınara gidiyordu. Halen de kullanılıyor sanırım 20 Km. den az değil. Pazartesi sabahı ise;Elimizde dürülmemiş yufka ekmegi torbada bulgur ile ki bunlar bir haftalık yiyeceğimizdi. Armutludan dayımın minibüsü ile (dayım Yahya ve Ahmet'in babası) ücret ödemeden Adana yol kavaşağına gelip oradan da otostop yaparak taşpınara gidiyorduk. Bizim için duran araçlar ya kamyon yada gazete taşıyan üstü açık kamyonetlerdi. Soguk ve karlı havada açık kamyon kasasında yolculuktan sonra! saat 09;30-10;00 gibi okula gidiyorduk. Tabiki 2'inci dersin yarısı oluyordu. Sağ olsun öğretmenlerimiz geç yazmazlardı.

Esvet ASLAN 08 Ocak 2011 23:33 Şehir: İstanbul Yaş:54


Onun çocukluk döneminde köyde okul yok. 12 yaşında ilk okula başlıyor. 15 yaşında mezun oluyor. O dönemler çabuk okuyan çocuklar ilk okuldan 3 yılda mezun ediliyor. İyi okuyor. Köyde o dönem türkçe yazı okuyan yok. babam iyi okuyor. Köye türkçe yazısı olan kitap satıcıları geliyor. Babam onlardan alıyor ve şimdiki kahvelerin orada eskidende olan tek kahvede gelenlere her gün okuyor. Okuya okuya her türlü hitabı okumayı seviyor. Bakıyorki köydekiler dini kitapları dinlemekten hoşlanıyorlar. Genelde dini kitap okumaya başlıyor. Babam okuyor köy ahalisi hikayelerin etkisiyle ağlıyor. Bu uzun süre devam ediyor. Babamın müthiş bir kitaplıgı oluyor. Benim aklımın erdiğinde evimizde o dönem için ciddi bir kütüphane vardı.Okumayı sevince çocuklarıda okusun istiyor. Sonuçda 10 çocuğu olan babam her birimizi bir yerlere getiriyor.9'umuzun evlenmesini ve torunlarını gören saygı deger babam mekanının cennet olsun. çok iyi bir Liderdin, babaydıydın ve dedeydin. Çok rahat uyu. Çocukların ve torunların sana minettar.



 
 
 
  Bugün 2 ziyaretçi burdaydı!



Bu sitede bulunan Armutlu Kasabasina ait bütün resimler ve bilgiler
http://armutluaksaray68.tr.gg aittir.
Izinsiz baska sitelerde kullanilmasi yasaktir.

YAPIM YAHYA BOZKURT